1980'lerin Türk filmleri; günümüzde çok ti’ye alınan filmler oldu çıktı. Anne ve babalarımızı ciddi bir şekilde hüngür hüngür ağlatan o meşhur ve günümüzde dahi televizyonlar da yayınlanan eski Türk fimleri hakkında yazmadan geçemiyeceğim. ‘’HD kalite’’ filmlere kadar uzanan günümüz türk filmlerini, 1980'lerin filmleriyle kıyaslamak zaten komik olur. O zamanın koşulları, yaşam tarzına göre ele alınan senaryolar,aslında tamamiyle toplumun var olan yapısını yansıtmıştır. Aynı zamanda toplumdan da etkilenmiştir. Tabi ki repliklere gelince aynı şeyleri söylemek yalnış olur. Demem o ki, ‘’NAYIR’’ sözünün toplum yapısıyla alakalı değil de aslında , ses kayıt cihazlarından kaynaklanan sorun olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Düşünsenize günümüze kadar gelmiş ve 2000 modeli çocukların dahi dilinde olan ‘’Nayır Nolamaz’’ repliklerinin sebebi,ses cihazlarından kaynaklandığı gerçeği var!
Filmler toplumun yapısını ortaya koymasının yanında, toplumu etkileyen de olmuşlardır demiştik. Toplumu ne kadar iyi yönde etkiliyorsa bi o kadar da kötü etkileri olmuyor değil. Günümüzde de kalitesiz filmler çoğunlukta, önemli olan doğru filmi izlemek ve izletmektir. Bu da insanların kaliteli film anlayışına göre değişir tabi.
Toplumu tüm yönüyle değiştirmiş olan eski Türk filmleri, ilk olarak cinsel içerikli çok çelişkili değişiklikleri ortaya çıkardığını düşünüyorum. Öyle bir çelişkidir ki bu, Öpüşenler toplum da karalanırken, film de ise, Cuneyt Arkın’la karşılaştığı anda kucağına atlayıp bir de ondan çocuk peydahlayan Türkan Şoray, neden masum olarak gösterilmiştir ? Yani anlıycağınız çelişkililiğin yanı sıra, iki yüzlü ahlak anlayışı da vardır eski Türk filmlerinde.. Hatta; sezercik açlıktan ekmek çalar ve o senaryo öyle bir gerçekleştirilir ki. ‘’Çal oğlum çal al hepsini al’’ diyiverirsiniz. Aslına bakılırsa, Söz konusu burada Türkan Şoray değil filmlerin karakteristik içeriği elbette:) Filmlerin yapım tarihi, olanak kısıtlılığı olsa da siyah beyaz olanları 1980’ler de çekilenlerden genellikle daha ilginç ve mantıklıdır diye düşünüyorum.
Bu konuyla ilgili sadece oturup yazmayla kalmayarak, İsviçre’de drama akademisi okumuş, 1982 senesinde Türkiye güzeli seçilmiş, (Dişi kurt, yaralı kalp, sevmek ve ölmek zamanı, yeniden doğmak, sonradan görmeler vs..) ve daha sayamadığım bir çok dizi ve filmler de oyunculuk yapmış, 1984’lerin Yeşilçam sanatçılarından biri olan Belgin Güven ile görüştüm. Kendilerini tanıma ve ablam diyebilme şerefine erişerek, ve bu samimiyetle, sinemayla ilgili tecrübe ve bilgisinin görüşlerini rica ettim. :) Ve bu yazıdaki konuyu tamamiyle ele alan yorumu:
‘’Bence o zamanın şartlarına göre çok iyi işler de çıktı, kötü işler de. Piyasa filmleri de yapıldı tabi. Ama bir selvi Boylum Al yazmalıyım örnek çok kaliteli bir filmdi. Oyuncu olarak da ekip olarak da çok zor şartlarda çalışılıyordu. Zaten dijital yok, 35’lik çekiliyor, hata yapma şansın yok. Çünkü film dünya para. Makyöz kuaför gibi lüksler yok. Genel olarak kostüm bile kendin getiriyorsun. Bunca zorluğa rağmen çok güzel filmler çekildi. Özellikle Ertem Eğilmez.. Sıcaklık, sevgi, topluma gerekli değerleri aşılayan konuları ele alan filmlerine bir şey söylenebilir mi? Ayrıca hala keyifle seyrediyorsak bu filmleri, demek ki iyi işlenmiş filmler olduğunu kanıtlıyor. ’’
Yeşilçam’ın güzel sanatçılarından biri olan Belgin Güven’in, bu kısa ve öz konuşmasında, Yeşilçam filmlerinin kısıtlı imkanlarla çekilip bu günlere kadar gelmiş ve hala izlenmekte olan o filmlerin aslında, bir an da parlayıp bir süre sonra unutulan o günümüz filmlerine, taş çıkardığını öğretmiş oldu.
