Repertuarlarının geniş bir bölümünü doğaçlama müzik , semahlar, deyişler, farklı tekniklerle ve Pir Sultan Abdal, Hayyam, Aşık Veysel, Neşet Ertaş,J. Coltrain, R&Blues, R.Shankar, Tanburi Cemil Bey, Ali Ufku Bey gibi ünlü isimlerin dizeleri oluşturmaktadır.Bu parçaları kendilerine özgün tarzlarıyla yorumlayıp dinleyicilerinin beğenisine sunmaktadırlar.
Siya siyabend grubu bugün hakan özboz,memduh özdemir,murat toktaş,erdem,li kadrosuyla yoluna devam etmektedir,albüm çıkarmamıştır,pek çok demosu vardır.Doğaçlama öykü anlatan muratın vokali doğaçlama çalınan müzikle SSB sezgisel düşgörücü bir öykübilimcilik eylemidir.belli bir türe bağlı kalmayarak ekin vermeye devam etmektedir.
Siya siyabend grubu bugün hakan özboz,memduh özdemir,murat toktaş,erdem,li kadrosuyla yoluna devam etmektedir,albüm çıkarmamıştır,pek çok demosu vardır.
MÜZİK SOKAKTA YAŞAR...
Murat, Siya Siyabend grubunun solisti. Grup, sokağı yakınlaştıran, özgürleştiren bir
Siya Siyabend, yani Gölgenin Gölge*si. Fatih Akın'm "
Sizi kapalı bir mekânda konser verirken görmek zor. Nereden çıktı bu Babylon kon*seri?
Aradılar, biz de kabul ettik, ama iyi mi et*tik bilmiyorum. Öyle bir şey ki şarkı sözleri*miz yüzünden hem başımıza gelmedik kal*madı hem de bizi iplemiyorlar. Grup eleman*ları da bir yıldır birbirlerini görmüyor zaten. Yine de müzik, aramızda inanılmaz bir dile dönüştü, bir araya gelince kaldığımız yerden devam edebiliyoruz. Bizi ayakta tutan bu in*cecik zar, yani müziğe olan aşkımız, müzikle dünyayı değiştirmeye olan inancımız. Bu yüz*den beraberken inanılmaz şeyler yapıyoruz. Yine de Babylon'da ne olacağıyla ilgili hiçbir fikrim yok, hatta sahneye kimlerin çıkacağı hakkında da...
- Bu, Siya Siyabend'in doğasında var gali*ba...
Grup zaten var olan normları yıkmak bağ*lamında tasarlandı. Iki-üç dakikalık standart şarkılar yapmadan, dilediğimizi söyleyerek böyle bir grup olabilir mi, yaşayabilir mi di*ye düşündük. Oldu da. Siya Siyabend es kaza bir araya gelmiş insanlardan kurulu, ama hepimiz sokaktan geliyoruz ve rock müziğin gerçek potansiyelini yansıtıyoruz. Kayıtları*mızı basacak bir yapımcı bulamıyoruz, ama bütün dünyaya virüs gibi yayılıyoruz.
- Siya Siyabend ne demek?
Siya Mezopotamya'da bir halk kahramanı. Zayıf, ince yapılı çocuk, gölge anlamına ge*liyor. Biz onu Siya Siya, yani gölgenin gölge*si yaptık. Negatifin negatifi pozitiftir ya, zıt*lıkları, bütünü anlatabilmek için bu ismi seç*tik.
- Kaç yıldır sokak müziği yapıyorsunuz?
îlk grubumdan bugüne, 14 yıl oldu. ( Mavi Siyah vardı, sonra İmdat Freni. Bizi) gibi müzisyenlerin, albüm çıkarmadan var olma şansı çok az. Sokakta çalmaya çalışınca başınıza gelenler belli. Haluk Levent çalsan kimse bir şey yapmaz, ama kendi şarkılarını! söylüyorsan, sokakta müzik yaptığın için ya*şayan şeyleri anlatıyorsan, bu, güç odaklarını korkutuyor...
- 14 yıl nasıl durabildiniz? Sokak müzis*yenliği için de solculuğun gençken yapılaca*ğı gibi bir klişe vardır herhalde...
Sokakta olmayı tercih ettiğimiz dönemler de oldu, mecbur kaldığımız dönemler de, a-ma sokak yanlış anlaşılmamalı. Sokağın bir bilinci yoktur; sokak, oraya gelen insanlarla anlam taşır, bir ruh kazanır. Sokağa değer yüklemek popüler kültürün yutturmacala-rından biri. Çünkü bir şeyi ya çok değer ve*rip ya da değersizleştirip yok edebilirsin. Denge öyle olmalı ki, yaptığınız şey yaşama*lı ve devamlılık taşımalı. Dostluk gibi, sevda gibi, aşk gibi... Bunlar devamlılık içerdiği za*man vardırlar.
BIÇAK KEMİĞE DAYANDI...
- Artık sokaklarda daha çok müzik ve so*kak müzisyeni var. Ne düşünüyorsunuz on*lar hakkında?
Ben sokakta çalmaya başladığım zaman bir tek Baba Orhan vardı, şimdi bir sürü müzis*yen türedi, sokaklar coştu. Üstelik para da kazanıyorlar, ama bu işin sadece para için ya*pılması gücüme gidiyor. Zaten kendi müzi*ğini yapan insanların sokakta var olması zor. Önemli olan, ürün veren insanların sokakta yaşaması. Bunu ateşlemek lazım.
- Siya Siyabend'in bir albümü olacak mı? Şimdiye kadar bir sürü teklif geldi, ama
bizden ya popüler işler istediler ya da kalıp*lara sokmaya çalıştılar. Albüm çıkarılmasına kafadan karşıyım, ama bıçak kemiğe dayan*dı.
Sırf sokakta müzik yaptığımız için aşağılan*maktan illallah geldi. Bir albüm çıkarıp ora*dan gelen parayla da bozulmadan adam gibi bir şeyler yapmak istiyorum. Böyle konuşu yorum, ama önemli olan elime para geçince nasıl davranacağım. Şimdi sallamak kolay. Yine de kendimden ve bu ülkede benim gi*bi düşünen bir sürü güzel insandan eminim. Bob Marley'in dediği gibi kökten bir devrim lazım bize.
- Aşağılanmaktan bıktık dediniz? Kim, na*sıl aşağılıyor sizi?
Polis sokakta çalmamıza, CD satmamıza izin vermiyor. Kimileri küçümsüyor, kimile*ri cüzamlıymışız gibi kaçıyor. Müzisyen mü*ziğini her yerde yapabilmeli. Sokakta enstrü*man çalmanın nesi yasak olabilir?
- Zaten var olma koşulunuz, şarkılarınız da sokaktan çıkmıyor mu?
Tabii. Hâlâ o sözleri nasıl doğaçladığımı anlamaya çalışıyorlar. Çünkü şarkı denen şey*lere çok benziyorlar. Teknolojik olarak kötü, ama duygu olarak iyi.
Gülben Ergen'in şarkısı 80 kanal üzerin*den, bizimkisi bir kanaldan ulaşıyor insanla*ra, ama dinleniyor işte.
- Bu coşkuyu nereden buluyorsunuz? Etim ne, budum ne, gücüm, kudretim ne,
öyle değil mi? "Salt yaşamak solucan harcı*dır" derler, ifade edilmeyen bir yaşamın ya*şandığına inanmam. Aynı hissi paylaştığımız bir sürü insan var. Yaptıklarımız sayesinde se*simizi New York'ta da, Hakkâri'de de duyan var. Bunu medyanın müzik endüstrisinin işi*ne girmeden yaptık. Bu medya bizi şimdi û yapsın, nereye çalsın? Oysa halk bizi yarala*rına çalıyor, merhem yapıyor.
- Geçinebiliyor musunuz?
Zor, çok zor. Tırnaklarımızla... Şahsen ba*na kadınım bakıyor. Bir de CD satıyorum so*kakta bağıra bağıra. Kaç gündür satamıyor-dum, bugün iki-üç tane sattım. Harçlığım çıktı, yeter işte
Röpötaj Özlem Altunok

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder