Frida Kahlo’nun 70’e yakın resmi vardır. Resimlerinin büyük bir bölümü de oto-portrelerden oluşur. Yaşamının büyük bir bölümünü yatakta başının üstünde duran, “gündüzlerinin ve gecelerinin celladı” olarak tanımladığı bir aynaya bakarak geçirdiği için sürekli oto-portre çizmiştir. Resimlerindeki ustalık , Pablo Picasso’ya bile "Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz" dedirtmiştir.Sürekli evcil hayvan besleyen Frida’nın beslediği hayvanlarla ilgili iki portresi vardır: 1941'de yaptığı "Ben ve Papağanlarım" ile 1943'te yaptığı "Maymunlarla Otoportre".Frida’nın resimleri sürrealist olarak değerlendirilse de o surrealizmi reddetti. Resimleri aslında acı ve kesin gerçekliği yansıtıyordu. Frida’nın resimlerinde Meksika kültürü ve devrimci ulusal kimlik tuvale aktarılmıştı.Kahlo, 1938’de New York’ta sürrealist resmin öncü isimlerinden dostu Andre Breton’un da desteğiyle bir sergi açtı ve bu sergi ona uluslararası ün getirdi. 4 tablosunu ünlü aktör Edward G. Robinson’a satarak ilk büyük satışını gerçekleştirdi, resimlerinin yarısı satıldı. Bu başarı üstüne 1939’da Paris’te bir sergi açtı. Paris sergisinde fazla resmi satılmasa da eserleri büyük ilgi topladı; Picasso ve Kandinsky gibi sanatçıların övgüsünü kazandı; Louvre Müzesi, sanatçının Çerçeve adlı tablosunu satın aldı. Sanatçı, ülkesindeki ilk kişisel sergisini 1953’te Meksika’daki galerisinde açtı.Ressamın 70 tablosundan 50’si bugün, büyük bir Kahlo fanatiği olan Madonna’nın koleksiyonunda bulunuyor.
Sen Oksokrom, ben Kromofor
Oksokrom - Kromofor. Diego.
O kadın ki rengi giyendir
O adam ki rengi görendir
1922 yılından beri.
Her zamana ve sonsuza kadar.
Şimdi 1944′te.
Yaşanan bütün saatler sonrasında.
Vektörler kendi orijinal yönlerinde devam ediyorlar.
Onları hiçbir şey durdurmuyor.
Canlı duygular dışında hiçbir şey bilmeden.
Buluşana kadar devam etmekten başka
bir dileği olmadan. Yavaşça.
Büyük bir tedirginlikle,
ama her şeyin “altın bölüm” ile
yönlendirildiği kesinliğiyle.
Hücresel hareket var. Işık var.
Bütün merkezler aynı.
Budalalık var olmuyor.
Nasılsak ve nasıl olacaksak öyleyiz.
Aptal bir kadere güvenmiyoruz.
O kadın ki rengi giyendir
O adam ki rengi görendir
1922 yılından beri.
Her zamana ve sonsuza kadar.
Şimdi 1944′te.
Yaşanan bütün saatler sonrasında.
Vektörler kendi orijinal yönlerinde devam ediyorlar.
Onları hiçbir şey durdurmuyor.
Canlı duygular dışında hiçbir şey bilmeden.
Buluşana kadar devam etmekten başka
bir dileği olmadan. Yavaşça.
Büyük bir tedirginlikle,
ama her şeyin “altın bölüm” ile
yönlendirildiği kesinliğiyle.
Hücresel hareket var. Işık var.
Bütün merkezler aynı.
Budalalık var olmuyor.
Nasılsak ve nasıl olacaksak öyleyiz.
Aptal bir kadere güvenmiyoruz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder